ERKEN ÖLDÜK; ERKEN ÖLEN
MİNTANIYLA GÖMÜLSÜN!
- Amacım, Arkadaş’ın şiirini incelemek ya da değerlendirmek ya da
övmek ya da yermek değil. Hiç değil! Sadece, anılardan yola çıkarak
anlatmak istiyorum onu. Özellikle anılardan yola çıkarak... Arkadaş'ı
başka türlü anlatmak BENCE mümkün değil. (S.A.)
“GİRİŞ” FASLIDIR
Arkadaşla, 1970 yılının Nisan ayında tanışmıştık. Ankara' da... Bir şiir gecesi
çıkışında...
A. Behramoğlu'nu, İ. Özel'i ve Ö. Mert'i de davet ettiğimiz ama sadece Ö.
Mert'in katıldığı bir şiir gecesinin çıkışında... Kızılay'a doğru, yürümüştük
bulvarda...
Arkadaşla ve arkadaşlarla...
Yoldan geçen bir gencin elimize tutuşturduğu bildirileri büyük bir keyifle
sağa sola dağıtarak...
Neşeliydik, sevinçliydik ve hatta “muzafferdik!”
Çünkü ben... “hızlı şiirler” okumuştum.
Arkadaş ise (Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’nın şairiydi! Bu nedenle, “hızlı
şiirler” okunacağı “aşikâr” olan bir geceye sadece dinleyici sıfatıyla katılması
iktiza ederdi ve nitekim de öyle olmuştur deyip işaretle açtığım bu parantezi
yazı ile kapatırım.
… okuyacağı “hızlı şiirleri” olmamasına rağmen, en azından benim kadar
sevinçliydi;
Bir gencin – kim bilir, belki de genç ölen bir gencin – elimize tutuşturduğu
bildirileri, kimi tehlikeleri de göğüsleyerek, çekinmeden dağıtıyordu çünkü.
Çekinmeden, “sorumluluk bilinci”yle, görev aşkı’yla!
Şöyle bir “görev aşkı”yla:
Geceydi, karanlıktı; neler yazıyordu bildirilerde, okuyamamıştık. Ama olsun!
Dağıtmak için ille de okumak gerekmezdi ki... İşte bu yüzden, “sorumluluk
bilincimiz”in gereğini yerine getirmiş ve yürüyüp gitmiştik yol boyu:
“Ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda
Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla
Yürüyeceğiz çoğala çoğala...” (1)
Gerek sevgili Ataol'un gerekse o gece bulvarda birlikte yürüdüğümüz
arkadaşların kulakları çınlasın; işte tıpkı öyle yürümüştük.
“AÇALIM BAKALIM” FASLIDIR
Madem tarih Nisan 1970'tir... açalım bakalım:
Nisan 70'te, “HER ŞEY TEKRARDIR BİRAZ” adlı şiiri yayımlanmıştır.
Arkadaş'ın, DOST dergisinde...
İki ay sonra ise, aynı dergide “MERHABA CANIM” adlı şiiri yayımlanacaktır.
“(zeki müren'i seviniz)”
dizesiyle biten bu şiirin yayımlanmasıyla birlikte, kimileri ters bakmaya
başlayacaktır ona. (Ben dahil.)
Oysa Arkadaş çok geçmeden, Ocak 1971'de, “yurtlarını yiğitçe savunanlara”
adadığı “ADAK” şiirini yazacak (bu şiirin dergilerde yayımlandığını
sanmıyorum), dostlarına okuyacak ve dostları ona, “Hah! İşte oldu. Tamam!”
diyecektir.
“YENİDEN HIZLI ŞİİRLER” FASLIDIR
Bu kez, 70 yılının Haziran ayındayız.
Salim Şengil'in yayımladığı DOST dergisine – sanırım, derginin o günlerdeki
seçicilik görevini yürüten Özdemir İnce idi – üç-dört şiirimi vermişti Arkadaş. Bu şiirlerden birinin sonu şöyle idi:
“Ve tutulmaz coşkumuz.
Patlar suratlarında bayların
bir tokat gibi!”
Sevgili Arkadaş, şiirin bu son üç dizesini olduğu gibi çıkartmış, önceki
dizelerden birini biraz değiştirmiş, yarattığı yeni dizeyi de şiire son dize
olarak uygun görmüş ve herhalde yeniden daktilo ederek götürüp vermiş.
Böyle yaptığını bir süre sonra söyledi bana. Açıkçası, bozulmuştum. Ama
sesimi de çıkartmadım. Ne de olsa “DOST” dergisinde yayımlanacaktı
şiirlerim.
Evet, “hızlı şiirler” yazmıyordu Arkadaş. Bense, şiirin “hızlı”sına
meraklıydım. Ama bu “yaklaşım farkı”, hiç mi hiç sorun yaratmıyordu
aramızda. Tersine, destek oluyordu bana!
“ŞARAPLAR VE ÖFKELER” FASLIDIR
“Nasıl anlatsam
değil, nasıl başlatsam
o şanlı günü
gecenin oynaşını
çılgın güruhu
kanlı düşmanı”
dizeleriyle başlayan “ADAK” şiirindeki yurt, S.B.F. yurdudur. Bu şiiri yazdığı
günlerde Basın Yayın öğrencisidir Arkadaş. Bu yüzden de S.B.F. yurdunda
kalmaktadır. Yurttaki odasının balkonunda, balkon duvarının kıyıcığında
boşalmış, ucuz şarap şişeleri vardır. Sahi, rakı içtiğini hatırlamıyorum
Arkadaş'ın. Ama yurt balkonunda içtiğimiz şarapları iyi hatırlıyorum.
Bilinen baskın sonrasında yazdı “ADAK” şiirini. Ve bir gün incecik, kırılgan
sesiyle, tutulmaz bir coşkuyla okudu yazdığını. Onu öylesine öfkeli
görmemiştim hiç. Çıkan çatışma sırasında, herkes gibi, o da dayak yemişti.
Ama görünürde önemli bir şeyi yoktu.

9 Mayıs 1973'te toprağa verdik Arkadaş'ı. Hemen sonrasında T. Sönmez'e
bir mektup yazdım. Mektup, Arkadaş'ın ölüm haberiyle başlıyordu. Bu ani
ölümün nedenlerine gelince: S.B.F. baskını sırasında yediği darbeler, pekala
bu ani ölümün nedeni olabilirdi. Bunun böyle olduğuna içtenlikle
inanıyordum. Daha sonra Nadas Yayınları'nca basılan “ŞİİRLER” adlı kitap
yayımlandı. Kitabın arka yüzündeki yazının bir bölümü şöyle idi:
“Ölüm sebebinin beyin kanaması olduğu, bununsa, 12 Mart öncesi S.B.F.
baskını sırasında ve bunun ardından yediği ağır darbelerle ortaya çıktığını,
yakın çevreleri ve ailesi açıklamış bulunuyor.”
Demek ki, ölüm olayını izleyen günlerde, benimle aynı kanıyı paylaşan
başka kişiler de varmış.
Evet, Arkadaş beyin kanaması sonucunda öldü.
Vaktiyle yediği darbelerin beyin kanamasına yol açması olasılığına gelince:
Mümkündür. Neden olmasın?
“ŞARKILAR” FASLIDIR
İncecik, kırılgan sesiyle diyordum ya... gelin şarkı söyleyelim şimdi: İncecik
kırılgan sesiyle Arkadaş'ın!
Çok söyledik. En çok da AÇIK BIRAK PENCEREYİ diye başlayan şarkıyı…
Bu yazıyı yazmaya oturduğumda, ortak bir dostumuza, “Neler hatırlıyorsun
Arkadaş'a dair?” diye sordum.
“En çok, şarkılar” diye yanıtladı.
Evet, en çok şarkılar... Ve en çok, AÇIK BIRAK PENCEREYİ diye başlayanı...
En çok bu şarkıyı söylerdi Arkadaş. “PENCERE” adlı o doyulmaz güzellikteki
şiiri ise şöyle başlıyor:
“pencereyi kapama
gök dolabilir içeri”
“ARKADAŞ’IN ROTESTOSU” FASLIDIR
Tunalı Hilmi Caddesindeki (Ankara) bir apartmanın bodrum katı.
rkadaş'ın annesini, babasını ve kardeşini ya da kardeşlerini getirmeye
hazırlandığı günler...
Zaman zaman konuğu oluyorum. Birbirimize şiirlerimizi okuyoruz.
Arkadaş’ın son şiirleri beni şaşırtıyor. Çünkü okudukları tipik Atilla İlhan ya
da Oktay Rıfat ya da Metin Eloğlu şiirleri...
“Yahu!” diyorum, “bu şiirleri sen mi yazdın?”
“Evet” diyor, “ben yazdım.”
Meğerse, A. İlhan, O. Rıfat, M. Eloğlu ve benzeri şairler gibi yazmak zor
değilmiş! İsteyen, bir çırpıda onlar gibi yazabilirmiş! İşte bunu ispata
çalışıyormuş.
Konuşuyor ve şu sonuca varıyoruz ki, eğer bizler “üstatlar” gibi
yazabiliyorsak bu, bizim yeteneğimizden çok, “üstatların” oluşturdukları
söylemin gerçekliğinden ileri gelmektedir.
O şiirlerini, sanırım, yırttı Arkadaş.
“NİYE ARKADAŞ Z.ÖZGER” FASLIDIR
Bir gün eve geliyor Arkadaş. Yokum.
Gitmek üzereyken,
– Yavrum, adın ne?
– Arkadaş.
– Anladım arkadaşısın oğlumun. Ama adın ne?
– Arkadaş.
– Yavrum tamam... arkadaşısın. Ama adını söyle de seni falanca aradı
diyeyim oğluma.
– Vallahi de billahi de adım Arkadaş!
Eve geliyorum ve annemle Arkadaş diye bir adın olup olamayacağı üzerine
konuşuyoruz.
Adı Zekai idi. Ama kendi kulağına “Arkadaş” diye üflemişti adını.
“ANA DEĞİL ANNE” FASLIDIR
“Anne” sözcüğünün vurgunuydu Arkadaş.
Daha bir ince, daha bir farklı söylerdi bu sözcüğü.
Büyük anlamlar yükleyerek...
Sözün burasında, okuyucudan özür dileyerek, yeniden bana, benim
yazdığım bir şiire dönmek istiyorum. DOST dergisinde Arkadaş'ın
müdahalesi ile yayımlanan şiire...
Yaşadığımız günleri anlatmak gibi bir amaçla yola çıkmış ve yaklaşık, şunları
söylemişim:
Bir kadının, anneye benzer bir kadının, uzak bir “kerhanenin” kuytu bir
odasında kanlı ve “şerefli” çığlıklarla gerinmesi vb...
Sevgili Arkadaş, iznimle (!) “ana” sözcüğünü “anne” olarak değiştirivermiş.
– Niye böyle yaptın Arkadaş?
Arkadaş kendinden son derece emin:
– Bir acıyı anlatıyorsun. Acıların beşiği olan “anne” sözcüğü buraya cuk
oturmuş. Ama bu sözcük “ana” diye yazılmaz ki...
– Ulan, niye yazılmasın?
– Lafın “anne” gibi incelikli söylenmişi varken, “ana” gibi kalınlıklı
söylenmişi olmaz olsun!

Mayıs 72'de yayımlanan “GÜNLER PERŞAN” şiirindeyse şöyle diyor Arkadaş:
“ah benim sevgili annem
oğlun da elbet yurtseverden
bir gün bırakır da sizi yüzüstü
yüzüstü değil: elbette bizüstü
bırakır da: kötü sarmaşıkları, yaban güllerini
bırakır da sekizyüzlük hırtları (2),
şunları bunları
giriverir senin sıcacık kucağına
yani hem sana karşı, hem senin için
giriverir o yanılmaz tarihçinin yaprağına
ölüm mü dedin annem
ölüm senin gibi güzel annelerin
senin gibi güzel çocuklar feda etmiş
o tarih atlasında bir kırmızı gül olur ancak
koksun diye çocukların bahçesi
“UKALALIK” FASLIDIR
Bir gün olsun, slogancı şiir yazmadı Arkadaş.
Ama, şiire yeni soyunduğu yıllarda, “toplumcu gerçekçi şiir” deseydi,
eminim ki slogancı söyleşiye düşecekti. İyi ki, ilk günlerinde “toplumcu
gerçekçi şiir” demedi.
İyi ki, –bir süre dışlandıysa da– “başka bahçeler”de gezindi. Eğer posterlere
alınan dizelerinde bile, slogancı bir söyleyişin izlerine rastlayamıyorsak,
bunun temelindeki neden, gezindiği “aykırı bahçeler"dir. Bu “aykırı
bahçeler"in başlığı ise SAKALSIZ BİR OĞLANIN TRAGEDYASI'dır.
Ama Arkadaş, o günlerde kitap yayımlamadı.
Bu nedenle de Arkadaş'ın SAKALSIZ BİR OĞLANIN TRAGEDYASI adlı bir
kitabı yoktur.
Derken... şöyle şeyler oldu:
Aynı zaman dilimi içerisinde, hem “bir başka şiirin söylemi”yle, hem de
“toplumcu gerçekçi şiirin söylemi”yle yazdı.
Yani hem SAKALSIZ BİR OĞLANIN TRAGEDYASI'nın, hem de TAMİRAT'ın
şairiydi.
Ama Arkadaş, o günlerde de kitap yayımlamadı.
Bu nedenle de Arkadaş'ın SAKALSIZ BİR OĞLANIN TRAGEDYASI adlı bir
kitabı yoktur.
Hızla karar verdi, toplumcu gerçekçi şiirin söylemine yöneldi.
– Arkadaş'ın bu döneminde, hangi değişim “ağıraksak” oldu ki zaten?
Artık Arkadaş, katiyyen SAKALSIZ BİR OĞLANIN TRAGEDYASI'nın şairi
değildi (!)
Ve Arkadaş, o günlerde de kitap yayımlamadı.
Bu nedenle de Arkadaş'ın SAKALSIZ BİR OĞLANIN TRAGEDYASI adlı bir
kitabı yoktur.

İlk yayımlayacağı kitabının adı SAKALSIZ BİR OĞLANIN TRAGEDYASI
olacaktı. “Ne zaman yayımlarsam yayımlayayım, adı bu olacak!” derdi

Bu bilgiye sahip olmama karşın, T. Sönmez'e yazdığım mektupta, “Arkadaş
böyle isterdi” demedim. Daha sonra Nadas Yayınları'nca kitabının
yayımlanacağını öğrendiğimde de bu noktayı dile getirmedim.
Nedeni mi? İşte söylüyorum:
O zamanki kafamla, doğrusu, yakıştıramamıştım bu adı Arkadaş'ın
şiirlerine.
Bu baptan olmak üzere;
şu anda giriş yazısını yazmakta olduğum bu kitabın adı ne olacak?
Sahi, ne olacak?
Kitabı yayımlayan arkadaşlara iki önerim var:
– SAKALSIZ BİR OĞLANIN TRAGEDYASI
– ARKADAŞ'IN KİTABI
“SONDAN BİR ÖNCESİ” FASLIDIR.
Ankara'da, Zafer Çarşısında gördüm Arkadaş'ı.
Arkadaşlarıyla birlikte, oturmuş çay içiyordu.
Uzaktan selâmlaştık.
Nasıl olsa yarın bilemedin öbür gün... yakından selamlaşırdık (!)
Olmadı. Selâmlaşamadık.
“SON” FASLIDIR
En son, morgda gördüm onu.
Tabutunun içinde...
Alnındaki izleri sorduğumda, yapılan otopsinin izleri olduğunu söylediler.

73 yılının 9 Mayıs günü uğurladık Arkadaş’ı.
Üstüne çiçek ve toprak attık.
Ve bir süre, inanamadan yaşadık ölümüne.

“AMA” FASLIDIR
“ama şimdi kim kandırabilir sizi
bir ölünün hayat kokan ağzını öpmek için” (3)